Türkiye- Yunanistan
Milli basketbol takımımızın çeyrek finalde eşleşmesini istemediğim iki takım vardı biri Hırvatistan diğeri ise Yunanistan. Hırvatistanı istememe sebebim heran patlama yapmaya müsait çok kaliteli oyunculara sahip olmalarıydı. Yunanistan ise belirli bir düzen için oynuyordu ve her zaman olduğu gibi oldukça iyi savunma yapıyorlardı.Bana göre Rusya ve Fransa ise bence bizim tam dişimize göreydi. Yunanistanın Rusya'ya ve Fransa'ya kaybettiği maçlar sonunda çok istemediğim Yunanistan ile çeyrek finalde karşılaştık.
Takım beklediğimden iyi başladı maça Yunanistan tecrübeli oyuncularının eksikliğini hissediyordu maçın başında. Sonra yavaş yavaş bütün spor branşlarındaki sporcularımızda olan eksiklik kendini göstermeye başladı; yaptıkları spora dair temel bilgi yoksunluğu. Bütün sporcularımızda bu var maalasef özellikle futbolcularımızda. Hepsi çok yetenekli baktığınızda ama duruş eksiklikleri var, topa vuruş becerisinden noksanlar ve en önemlisi oyun zekaları yok. Basketbolcularımız için de maalasef aynı durum geçerli. Uzun oyuncularımızı ele alırsak, Yunanistan her hücumu 3-4 kez yaptı, bütün ribauntları topladılar. Bunun sebebi eskisi gibi uzun oyuncumuzun olmaması ya da yunan uzunların çok daha atletik ve uzun boylu olmaları mı? Sorunun cevabı kesinlikle, kocaman bir HAYIR! Peki nedir cevap, temel basketbol bilgisi eksikiği elbette. Bir uzunun ribaunt pozisyonunda yapması gereken ilk şey rakibini potadan uzak tutmaktır. Box-out olarak adlandırılan bu kavram oldukça basittir aslında. Rakibe sırtınızı dayarsınız hafif oturur pozisyonda hafif hafif itersiniz. Düzgün yapıldığı takdirde top üstünüze yüksekten sekmediği sürece rakibin topu almayı bırakın dokunması bile imkansızdır. Denk gelirseniz maçın tekrarına ya da özetine lütfen biraz daha dikkatli izleyin ve ya görüntüleri aklınıza getirin, ribaunt pozisyonlarında bizim uzunlarımız ne yapmışlar. hepsi ayakta durur pozisyonda, eller yanda ve yanlarında bir yunan uzunu. potaya yarım metreden uzak değiller. E bu durumda ribauntu vermenizden doğal bir şey yok, maçı kaybetmenizden de. Uzunlardaki problem buydu peki ya kısalar, kısalardaki eksiklerimiz neler. Bence en temel eksiklik şut becerisi noksanlığı. Belki biraz abartıyor olabilirim ama bir basketbolcunun özellikle avrupa şampiyonasında çeyrek final oynayacak seviyeye gelmiş bir basketbolcunun bomboş bir şutu kaçırmasını hiç bir şekilde kabul etmiyorum. Yunan oyuncunun son saniyelerde soktuğu şutu hatırlayalım. Bu çocuk 2 bilmem kaç metre boyunda artı çocuk dedim çünkü 20 yaşında filan bildiğim kadarıyla. Eli titremeden soktu şutu. Şut demişken bu turnuvada eksikliği en fazla hissedilen şey bence Harun Erdenay ya da İbrahim Kutluay gibi bir oyuncumuzun olmamasıdı. Slovenya ve Yunanistan maçlarında keşke Harun girseydi maça. Eminim iki maçıda kazanmıştık. Maalasef kısa oyuncularımızda ki eksiklik sadece şut ile kalmıyor. Hızlı hücuma çıkmak konusunda da noksanları. Bunun en büyük sebebide pas noksanlığı. Hantal paslar, posizyon almadan verilen paslar vs. vs. Bir de set hücumu etmek demek 18 sn topu elde tuttuktan sonra son 6 sn de birşeyler yapmaya çalışmak değildir herhalde. 18 sn içinde mutlaka drive ve paslarla rakibin dengesini biraz olsun bozmak son 6 sn içinde pozisyonu bulup baskete gitmek lazım. Yine maçın tekrarına denk gelirseniz dikkat edin ya da başka bir milli maçta dikkat edin. Yavaş geçilen bir yarı saha, sonrasında her oyuncunun elinde 3-4 sn. duran bir top. Ve sonunda son 6 sn içinde elde patlayan top.
Bu kadar noksana rağmen mücadelemiz sayesinde yine de yenebilirdik Yunanistanı, elimiz ile hediye ettik maçı, yazık oldu. Bakalım Tanjevic geldiğinden beri hedef olarak gösterdiği 2010 da neler yapacağız. Benim en çok üzüldüğüm uzun yıllar boyunca belki bir kez daha yakalayamayacağımız bir jenerasyonun sadece bir avrupa 2.liği ile yetinecek olması. Bir daha zor görürüz o günleri bile bence.